Boşaltım Sistemi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Boşaltım Sistemi

Mesaj tarafından BeRkAy Bir C.tesi Şub. 16 2008, 21:24

1. Giriş
Bir hücre ve hücrelerden meydana gelmiş canlılar, canlılıklarını ve işlevlerini çok sınırlı
koşullarda sürdürebilirler. Bu koşullardan birisi hem hücre içi hem de hücreler
arası sıvılar arasındaki dengedir. İşte hücrelerin içinde bulunduğu ortamın dengede
tutulmasına homeostasi denmektedir. Bu dengenin sağlanmasında su miktarını
aşağı yukarı değişmez tutmanın yanında, hücre iç ve dış ortamı için zararlı ya da
fazla olan ve suda erimiş maddelerin ayrılması ve dışarı atılması zorunludur. İşte
fazla suyun ve suda erimiş halde zararlı ya da gereğinden fazla bulunan maddelerin
hücrelerden ve vücut sıvısından uzaklaştırılması olayına boşaltım adı verilir. Bunun
için bir çok sistem birlikte çalışırlar. Bu sistemlerden birisi de boşaltım olayını
gerçekleştiren boşaltım sistemidir.
Boşaltım olayını dışkılama ve salgılama olaylarından ayırdediniz.
İç ortamın dengede tutulması canlının yaşadığı ortama (tatlısu, tuzlusu ve kara) göre
değişiklik gösterir. Denizde yaşayan hayvanlarda hücrelerin tuz yoğunluğu hemen
hemen deniz suyunun yoğunluğuna eşitken, tatlısularda yaşayan hayvanların
iç sıvıları dikkati çekecek kadar çevresindeki ortamdan yoğundur.
Çok hücreli organizmaların ve bu arada insan vücudundaki hücrelerin içinde bulundukları
ortam hücreler arası doku sıvısı ve kan plazmasıdır.
Vücutta oluşan zararlı maddeler hayvandan hayvana değişebileceği gibi, aynı hayvanda
değişik durumlarda fark gösterebilir. Bu değişikliklerin nedeni alınan besinlerin
farklılığı ile canlıda meydana gelen metabolizma olaylarıdır. Bu maddelerden
CO2, solunum yoluyla akciğerlerden, diğerleri ise suda erimiş halde deri ve boşaltım
organlarından dışarı atılır.
Boşaltım maddelerinin başında proteinlerin parçalanmasıyla ortaya çıkan azotlu
artıklar gelir. Çünkü bunlar oksitlenmezler ve çeşitli hayvan gruplarında aminoasitlerden
alınan amin grubunun koparılmasıyla amonyak, üre, ürik asit ve serotonin
şeklinde ortaya çıkarlar. Bu maddeler hücre için zehirlidir. Bunlardan amonyak
çok zehirlidir ve hemen hücrelerden, dolayısıyla canlıdan uzaklaştırılması gereklidir.
Suda yaşayan basit organizmalarda bu difüzyonla kolayca dışarı atılırken,
böcek, sürüngen ve kuşlarda ürik asit'e; memelilerde ise üreye dönüştürülerek dışarı
atılır. Yine azotlu bileşiklerden nukleik asit artıkları da ürik aside oksitlenerek dışarı
atılırlar. Ayrıca boşaltım maddelerinin kapsamı içine giren maddeler suyla birlikte
(Potasyum, Sodyum, Klor, sülfit, fosforik asit ve bir çok yoldan vücuda girmiş
ve vücut tarafından kullanılmamış ilaçlar, zehirler) dışarı atılırlar.
Azotlu artıkların hayvanın yaşam biçimine bağlı olarak değiştiğine dikkat ediniz.


Üre ile Ürik asit arasında ne fark vardır?
Hayvanlarda bu boşaltım maddelerinin dışarı atılması çeşitli yapılarla gerçekleştirilir.
Bu yapılar şunlardır:
• Hücre yüzeyi (hücre zarı)
• Boşaltım kofulları
• Böbrekler ve bu görevi yapan diğer organlar
• Deri

2. Boşaltım Organları
2.1. Omurgasız Hayvanlarda Boşaltım Organları
Protozoonların boşaltım organelleri kontraktil kofullardır (Şekil 9.1). Bu yapılar
hücre içine giren fazla suyu ve bu suda erimiş zararlı maddeleri dışarı atarlar. İçinde
belli bir miktar su toplayan kontraktil kofullar sitoplazmanın kontraksiyonu ile içlerindeki
suyu dışarı boşaltırlar. Kontraktil kofullar tatlısu protozoonları için karakteristiktir.
Parazit olanlarda bulunmaz.
Sünger ve sölentereler gibi basit organizasyonlu çok hücrelilerde boşaltım organı
yoktur. Bir çok durumda hayvanı oluşturan yüzey hücreleri bu görevi yerine getirirler.
Küçük katı atıklar ise amipsi hareket eden özel hücreler tarafından vücut boşluğuna
taşınırlar.
Yassısolucanlardan bağırsaksız formlarda da boşaltım organı bulunmaz. Bağırsaklı
formlarda ve Yuvarlak kurtlarda ise protonefridium adı verilen boşaltım organları
meydana gelmiştir (Şekil 9.2). Uç hücrelerine difüzyonla giren artık maddeler
ortadaki boşluğa geçer ve hareketleri bir alev hareketini andıran sillerin hareketi ile
kanal aracılığı ile dışarı atılırlar.

Halkalı solucanlarda ise boşaltım organları segmental sıralanmış nefridiumlardır.
Her segmentte bir çift nefridium bulunur.Bu organlar silli bir huni (nefrostom)
ile sölom boşluğundan başlarlar. Boşaltım kanalının içi silli olup ya aynı segmentten
veya arkadaki segment perdesini (dissepiment) delerek geçtikten sonra bir sonraki
segmentten dışarı açılır
Eklembacaklılarda boşaltım organları nefridiumlara benzer. Bunların nefridiumlarının
başlangıç yerlerinde silli huni yerine, sölom kalıntısı olarak kabul edilen, bezli
bir kese vardır. Bazılarında da sindirim borusuna açılan tüb şeklinde bezli eklentiler
(Malpighi tüpleri) boşaltım organı görevi yaparlar.

2.2. Omurgalılarda Boşaltım Organı (Böbrekler)
Omurgalıların boşaltım organları böbreklerdir. Ancak omurgalılarda pronefroz,
mezonefroz ve metanefroz olmak üzere üç tip böbreğe rastlanır.
Pronefroz böbrek tipi balıkların ve kurbağaların embriyo devrelerinde görülür.
Bunların ergin dönemlerinde ise mezonefroz böbrek tipine rastlanır. Mezonefroz
böbrek segmental sıralanmış mezodermik kanalcıklardan ibarettir. Kirpikli birer
huni ile karın boşluğuna açılan bu kanalcıkların diğer uçları Wolf kanalına (üreme
sistemi) açılır. Aort'tan ayrılan kan damarlarının uçları bir kılcal damar yumağı
(glomerulus) yapar ve kirpikli huni kısmından bu sistemle bağlantı kurar. Mezonefroz
böbrek tipinde glomeruluslar boşaltım kanallarının yan taraflarında meydana
gelen kapsüller (Bowman kapsülleri) tarafından sarılırlar.
Yüksek omurgalılarda ve insanda görülen böbrek tipi olan metanefroz tipi böbrek
de aynı esasa dayanır. Metanefroz tipte böbreğe sahip kuşların böbrekleri memelilerden
çok sürüngenlerinkine benzer. Her böbrekten çıkan idrar kanalı kloakın üst
orta kısmına açılır. Devekuşlarının dışında hiçbir kuşta idrar kesesi yoktur.
İnsanda böbreklerden başka boşaltımda görev alan diğer yapıları tanıyormusunuz
?
İnsanda boşaltım sistemi, böbrekler ve bunlara bağlı kanalların dışında boşaltım ve
düzenleme görevi yapan deri, akciğer ve sindirim kanalını da kapsar. Çünkü su ve
karbondioksit akciğerler aracılığı ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır. Demir ve kalsiyum
gibi bazı maddeler de kalınbağırsak tarafından salgılanmaktadır.
Derideki ter bezleri vücut sıcaklığının düzenlenmesi ile ilgili başlıca organ olmakla
birlikte, metabolik artıkların % 5-10'unun atılmasında da görev alırlar. Ter, 1/8'i katı
madde olmak üzere idrar içinde bulunan maddeleri (üre, tuzlar ve diğer organik
maddeler) daha seyreltik olarak içerir. Günlük terleme serin günlerde 500 ml kadar
olurken sıcak günlerde 2-3 lt ye kadar çıkabilmektedir.
Memelilerde böbrekler bel omurlarının iki yanında yer alır. Bunların üst kısımlarında
böbrek üstü bezleri yerleşmiştir. Böbrek kabuk (korteks) ve öz (medulla) olmak
üzere iki bölgeden meydana gelmiştir. Böbrekler sivri uçları böbrek boşluğuna
bakan piramitlerden yapılmıştır. Piramitler de böbreğin görev birimi olan nefronlardan
meydana gelmiştir

Bir böbrekte bir milyon kadar nefron bulunmaktadır. Bir nefron bowman kapsülü
ile başlayıp, proksimal tüp, Henle kolu, distal tüp şeklinde devam ettikten sonra
idrar toplama kanallarına açılan, tek sıra epitel hücrelerinin temas halinde olduğu
kılcal kan damarı ağından meydana gelir. Bowman kapsülünü izleyen proksimal
tüp, bir takım kıvrımlar oluşturduktan sonra U şekline alan henle kolunu oluşturur.
Bundan sonra distal tüp şeklinde devam eder ve idrar toplama kanallarına açılır. İdrar
toplama kanalları da böbreğin havuzcuk olarak isimlendirilen bölgesine açılırlar.

Böbreklere kan getiren böbrek atardamarı böbreğe girmeden önce 7-9 kola ayrılarak
loplar arası atardamarları oluşturur. Loplara giren bu arterler piramitlerin kabuköz
sınırında bir ark meydana getirir. Buradan bir çok loplar arası arterler çıkar. Bu
damar kollarından da bowman kapsüllerine giren ve orada glomerulus adı verilen
kılcal kan damarı yumaklarını oluşturan afferent arterioller (gelen) ayrılırlar.
Bu kılcaldamarlar daha sonra birleşerek efferent arteriolleri (giden) oluşturarak
bowman kapsülünden çıkarlar. Bowman kapsülü ve glomerulustan oluşan yapıya
malpigi cisimciği denir.
Efferent arterioller proksimal ve distal tüp çevresinde geniş bir kılcal damar yumağı
oluştururlar. Daha sonra bu damarlar da birleşerek loplar arası toplardamarı, daha
sonra da böbrek toplardamarını oluşturup böbrekten çıkarlar.

3. İdrar Oluşumu
Kanın kimyasal bileşimini böbrekler düzenlediğine göre, vücutta dolaşan kanın tamamının
böbreklerden geçmesi gerekmektedir. Dinlenme halinde kalbin pompaladığı
kanın her 4 litresinden 3'lt si vücuda, 1 lt si ise böbreklere gider. Böbreklere bu
kanı getiren böbrek atardamarları karın aortundan ayrılır.
Hücreler ile doku sıvısı; kılcal damarlar ile doku sıvısı arasında sürekli madde alışverişi
vardır. Bu madde alışverişinde etkili olan faktörler:
• Kanın damar duvarına yaptığı hidrostatik basınç,
• Kan plazmasının ve doku sıvısının osmotik basıncıdır.
İdrar oluşumunda sıvı akımının yönünü bu iki faktör belirlemektedir. Hidrostatik
basınç kılcallar içinden doku sıvısına doğru, osmotik basınç ise doku sıvısından kılcallara
doğru sıvı akışını sağlayan kuvvetlerdir. Atardamar ucundaki kılcallarda
hidrostatik basıncın osmotik basınçtan fazla olması nedeniyle, kılcallardan doku sıvısına
doğru; toplardamar ucundaki kılcallarda osmotik basıncın hidrostatik basınçtan
fazla olması nedeniyle de doku sıvısından kılcallara doğru sıvı akımı olmaktadır.
İdrar oluşumu Süzülme (filtrasyon), geri emilme (Rezorpsiyon) ve salgılama (sekresyon)
olmak üzere üç ayrı olayla gerçekleşir.

Kaynak: Vikipedi


En son tarafından C.tesi Şub. 16 2008, 21:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

BeRkAy
Emekli
Emekli

Erkek
Mesaj Sayısı : 781
Yaş : 21
Nereden? : FENERBAHÇE CUMHURİYETİ
Meslek : Ögrnci
Takımınız : FnerBhçe
Ruh Hali :
Reputation : 0
Points : 0
Kayıt tarihi : 30/11/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Boşaltım Sistemi

Mesaj tarafından BeRkAy Bir C.tesi Şub. 16 2008, 21:24

3.1. Süzülme
Vücut hücrelerinde meydana gelen metabolizma artıkları önce doku sıvısına, oradan
da kılcal damarlara geçerek dolaşım sistemiyle böbreklere taşınmaktadır. Süzülme
böbreklerde malpigi cisimciklerinde olmaktadır. Malpigi cisimciklerinde
glomerulusa kadar gelen kandan kan hücreleri, plazma proteinleri ve yağ gibi büyük
molekülün dışındaki tüm küçük moleküller bowman kapsülünden tüp içine
C A N L I L A R D A B O Ş A L T I M V E B O Ş A L T I M S İ S T E M L E R İ 176
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
geçerler. Bu geçen maddelerin içinde su, glikoz, tuzlar, üre, ürik asit, potasyum, fosfatlar
ve sülfatlar gibi maddeler bulunur (Şekil 9.6). Bunun yanında demir, eser mineraller
ve bazı vitaminler gibi bazı küçük moleküller kandaki büyük moleküllere
bağlanarak kanda kalırlar.
Süzülmenin meydana geldiği glomerulus kılcalları vücut kılcalları ile aynı özelliklere
mi sahiptir?
Glomerulus kılcallarını diğer vüut kılcallarından ayıran bazı özellikleri vardır. Bu
farklı özellikler glomerulusu ideal bir süzgeç haline getirmiştir. Bu özelliklerden birisi,
glomerulus kılcallarının iki arter arasında bulunmasıdır. Halbuki diğer vücut
kılcallarının bir ucunda arteriol, diğer ucunda ise venul (küçük toplardamar) bulunur.
Glomerulusun bu özelliği kapillerin iki ucu arasındaki kan basıncının aynı olmasını
sağlar. Bir diğer ayırıcı özellik, glomerulus kıcallarındaki kan basıncının diğer
kılcaldamarlardakinden iki misli olmasıdır. Bu basınç ile süzülme sağlanmaktadır.
Üçüncüsü, glomerulus kılcallarının kapiller ve kapsüler endotelyum olmak
üzere iki tabaka ile örtülü olmasıdır. Bu durum kan hücrelerinin ve proteinlerinin
kapsüle verilmesini engeller. Dördüncü farklı özellik ise, bunların su ve erimiş maddeleri
sadece dışarı doğru geçirmesidir. Yani sıvı hareketi (Süzülme) bir yönde olmakta,
geri emilme söz konusu olmamaktadır. Ayrıca glomerulus kılcalları çok sayıda
gözenek (por) taşırlar ve diğer kılcallardan 100 kat daha geçirgendirler.
Kapsüle geçen sıvı (süzüntü) idrar değildir. İdrarın oluşması proksimal ve distal
tüpleri çevreleyen kılcallarda olmaktadır.

Glomerulustan süzülme olayı çeşitli mekanizmalar sayesinde sabit tutulur. İnsanda
dışarıya atılan idrar glomerulustan süzülen maddenin ancak % 1'i kadardır. Süzülen
maddelerin çoğu örneğin suyun % 99'u, sodyumun % 95'i, glikozun % 100'ü,
ürenin % 56 sı geri emilerek tekrar kana verilir.

3.2. Geri Emilme
3.2.1. Proksimal Tüpte Geri Emilme
Geri emilme böbrek fonksiyonunda en önemli basamaktır. Eğer bu olay gerçekleşmeseydi
vücudumuz kısa sürede kan için gerekli olan su, mineral maddeler, çeşitli
iyonlar, glikoz ve diğer organik molekülleri idrarla dışarı atar ve kanın kimyasal bileşimi
bozulurdu. Proksimal ve distal tüplerin çevresindeki kılcal damar ağı, böbreğin
kanın bileşimini denetleme yeteneğini ortaya çıkarır.
Burada geri emilme osmotik kurallara göre pasif; ya da ATP kullanımı ile aktif taşıma
şeklinde olmaktadır. Çeşitli maddelerin tüplerden geri emilmesi böbrek eşik değerine
bağlıdır.
Eşik değeri, çeşitli maddelerin kanda bulunması gereken normal konsantrasyonlarına
denir.
Örneğin bu değer glikoz için 100 ml toplardamar kanında 180 mg. kadardır. Kanda
glikoz miktarı bu değeri aşarsa glikoz tübüllerden geri emilmez, idrarla dışarı atılır.
Proksimal tüplerde geri emilimi olan maddelerden birisi glikozdur. Bu maddenin
geri emilimi bağırsaklardaki gibi sodyum eşliğinde olmaktadır. Glikoz ve sodyum
tübül hücresi zarında bulunan özel bir taşıyıcı moleküle bağlanarak hücre içine
taşınırlar. Glikoz buradan difüzyonla hücrelerarası sıvıya, buradan da kana geçer.
Burada geri emilimi yapılan bir diğer madde sodyumdur. Tübüllerde bu maddenin
geri emilimi aktif taşınma ile gerçekleşir. Süzüntüde bulunan sodyumun 7/8'i proksimal
tüplerde geri emilerek kana geçer.
Tübüllerin gerçekleştirdiği en önemli iş, çok miktardaki suyun süzüntüden geri
emilerek tekrar kana verilmesidir. Suyun geri emilişi osmotik kurallara göre pasif
bir şekilde olur.
Proksimal tüpte geri emilimi olan diğer önemli maddeler bikarbonat iyonları, fosfat
ve potasyumdur.
Proksimal tüplerde sekretorik olaylar da gerçekleşmektedir. Yani vücuda dışardan
girmiş bazı yabancı maddeler ve ilaçlar sekresyonla kandan alınıp tübül sıvısına verilir.

3.2.2. Henle Kollarında Geri Emilme
Henle kolları nefronda oluşan idrarın yoğunlaştırıldığı yerlerdir. Henle inen kolu
suya çok geçirgen, katı maddelere ise az geçirgendir. Bu nedenle inen koldan hücre-
C A N L I L A R D A B O Ş A L T I M V E B O Ş A L T I M S İ S T E M L E R İ 178
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
ler arası doku sıvısına sürekli su geçişi olur ve süzüntü hipertonik duruma gelir.
Henle çıkıcı kolu ise suya geçirgen değildir. Buna karşılık sodyum iyonlarına çok,
üreye karşı ise az geçirgendir. Yoğunluk farkı nedeniyle Na+ iyonları pasif olarak
doku sıvısına geçer. Bunun sonucu çıkan kolda ilerleyen süzüntü hipotonik duruma
gelir.
Henle kolunun inen ve çıkan kollarındaki ters akım sistemi nedeniyle tüp hücreleri
ve kılcal damar kanı ile doku sıvısı arasında osmolarite farkı oluşturmakta, bunun
sonucu olarak da su idrar toplama kanallarından doku sıvısına geçmektedir. Böylece
idrarın yoğunlaşması sağlanmaktadır.
Suyun idrar toplama kanallarındaki geçişi hipofizin antidiüretik (vasopressin)
hormonunun kontrolü altında olmaktadır.
Vücudun suya gereksinimi olmadığı zaman hipofiz bezinden vazopressin hormonu
salınmakta, bunun sonucu da su geri emilmeyerek idrarla dışarı atılmaktadır.
3.2.3. Distal Tüpte Geri Emilme
Distal tüplerden geçen süzüntünün 15 ml. si dakikada geri emilmektedir. Bu bölgede
suyun geri emilişi de vazopressin hormonunun kontrolünde gerçekleşir. Tüplerden
suyun bol miktarda geri emilimi ile idrar iyice yoğunlaşır.
Proksimal tüplerde emilmeyen sodyumun 1/8 i distal tüplerde geri emilmektedir.
Bu da aldosteron hormonun etkisiyle olmaktadır. Vücuda yeteri kadar sodyum
alınmazsa vücutta su tutulamaz, bunun sonucu hücrelerarası sıvının hacmi azalır.
Bowman kapsülüne geçen süzüntüdeki potasyumun proksimal tüplerde geri emildiği
söylenmişti. Fakat idrarda potasyum bulunduğu da bilinmektedir. Bu durumda
bir yerde potasyum salgılaması söz konusudur. Gerçekten de bir miktar potasyumun
distal tüp hücreleri tarafından kandan idrara verildiği bilinmektedir.
Geri emilim toplama kanallarında suyun geri emilimi ile sonlanır, böylece idrar oluşumu
tamamlanmaktadır. Oluşan idrar böbreğin pelvis bölgesinde toplanarak üreterle
idrar kesesine taşınır. İdrar kesesi dolunca uretra kanalı ile dış genital organlardan
idrar halinde dışarı verilir. Uretranın idrar kesesine bağlandığı yerde bulunan
kapakçıklar idrarın geri dönmesini engeller. İdrar kesesi duvarı kasılabilir kaslarla
çevrilmiştir. Kese idrarla dolduğu zaman gerilen duvarın içinde bulunan serbest sinir
uçları beyine uyartı göndererek kesenin kasılmasını ve uretranın başlangıç kısmında
bulunan kapakçıkların gevşemesine neden olur.

Kaynak: Vikipedi

BeRkAy
Emekli
Emekli

Erkek
Mesaj Sayısı : 781
Yaş : 21
Nereden? : FENERBAHÇE CUMHURİYETİ
Meslek : Ögrnci
Takımınız : FnerBhçe
Ruh Hali :
Reputation : 0
Points : 0
Kayıt tarihi : 30/11/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz